Konya hayvan barınağında yaşanan vahşet, sokak köpeklerinin saldırısından kaçarken trafiğe atlayıp ölen 11 yaşındaki çocuk, Pittbul saldırısında kolunu kaybeden vatandaş, kuduz hastalığına yakalananlar… Son zamanlarda sık sık gündeme düşen bu haberlerle herkesin gündeminde olan sorun sokak hayvanları sorunu. Sorun üretmekte ve ürettiği sorunu çözememekte yüksek standartlara sahip ülkemizde bu sorunun da çözülmek yerine giderek büyüdüğüne şahit oluyoruz.

 Sorumlu kim? Köpekleri öldürmeli miyiz? Barınaklar yeterli mi ve daha önemlisi güvenli mi? Sokakta köpek olur mu? Hemen herkesin dikkatini çeken bu konu akılda karmaşık ve çözülmesi güç sorular da bırakıyor. Her konuda olduğu gibi hızlıca kutuplaşan ve sosyal medya üzerinden birbirine lanet yağdıran insanımızın değerlendirmesi ayrı bir yazının konusu olur.

Sokakta çete halinde gezen köpeklerin insanlığa karşı savaş açtığına dair bir inancımız olmadığına göre bu sorunu kendi içimizde çözmemiz gerekiyor. Çünkü insan hem saldırıya uğrayan cinsini hem de eziyete uğrayan bir canlıyı koruyabilecek vicdana ve akla sahip olduğu için “insan” sıfatına haiz olmaktadır. Sorunları çözmek için tayin edilen yöneticiler de hem vatandaşı korumak hem de doğayı dolayısıyla hayvanları korumakla yükümlüdür. Biz görevi öncelikle sorun çıkmasını önlemek sonrasında ise ülkedeki sorunları çözmek olan devletin en etkili silahı olan hukuk, bu konuda ne diyor, daha doğrusu bu sorunları neden çözemiyor ona değinelim.

 Geçtiğimiz yıllarda sokakta hayvanların insanlara saldırması nedense bu denli büyük bir sorun değildi. O dönem gündemimizde yalnızca hayvanlara uygulanan şiddet vardı. Bu konu şimdiki kadar yoğun dillendirilmese de özellikle hayvan hakları savunucularının üstünde durması ile 14 Temmuz 2021 tarihinde “HAYVANLARI KORUMA KANUNU İLE TÜRK CEZA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN” çıkartıldı. O dönem sıklıkla dillendirilen ve eleştirilen konu, evcil hayvanların hukuken adeta  “eşya” olarak görülmesi ve bu canlılara karşı uygulanacak bir şiddetin yalnızca adli para cezasıyla cezalandırılıyor olmasıydı. Bu durumun önüne geçilmesi için kanun koyucunun müdahalesi ile artık kasten bir “ev hayvanı” öldürenler altı aydan 4 yıla kadar ceza alabilecekti. Kanun koyucu tam olarak olması gerektiği gibi yalnızca hayvanların yaşam özgürlüğünü değil bu canlılara karşı yapılabilecek her türlü şiddetin cezalandırılması için, ev hayvanlarına karşı tecavüz suçunu işleyenler ve bu canlılara işkence eden veya acımasız ve zalimce muamelede bulunanlar için de 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezasını öngörmüştü.

Teoride, o dönemin en önemli sorununu çözmeye elverişli bir gelişme gibi duran bu kanun değişikliğinin, zaman içinde pratikte ne kadar anlamsız kaldığını maalesef görüyoruz. Sokakta bir canlıyı acımasızca öldürenlerin ellerini kollarını sallayarak dışarıda gezdiğini görmek herkesin “adalet bu mu” sorusunu sormasına neden oldu. Kanun değişikliğine ve hayvanlara eskiye görece çok büyük bir koruma sağlayan bu kanuna rağmen hayvanları koruyamıyorduk. Peki yine neden olmadı? İnsanlarımızın hepsi psikopat mı? Ya da hakimlerimiz mi cani?

Cevap ülkemizdeki birçok sorunumuzun kaynağıyla aynı aslında. Türkiye bir sorumsuzluklar ülkesi. Geçen haftaki yazımda da üzerinde durduğumuz infaz düzenlemesini hatırlayın. Bir önceki yazıda ayrıntıyla belirttiğimiz için burayı kısa bir örnekleaçıklamaya çalışalım. Diyelim bir hayvanı kasten ve sebepsiz şekilde öldürdünüz. Asliye Ceza Mahkemesi’nin pratikte her zaman yaptığı “iyi hal” indirimi olmaksızın size 3 yıl 6 ay ceza vermesi ihtimalinde, öncelikle HAGB  (Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması) hükümleri gereği, 5 yıl içerisinde suç işlememeniz halinde serbest bırakılacaksınız ve üstelik bu sürenin sonunda suç işlememişseniz sabıka kaydınız dahi olmayacak. Diyelim HAGB hükümleri uygulanmasına engel bir durumunuz var yani önceden de bu suçu işlediniz. O zaman ise kapalı cezaevinde yalnızca 1 ay geçirdikten sonra serbest bırakılacaksınız. Görüleceği üzere kanun koyucu bir yandan suçlara karşı ceza öngörmekteyken diğer yandan adeta bu suçların cezasının çekilmesini istemiyor.

 İşlediği suçun yanına kar kalacağını düşünen ve hatta bunu bilen bir insan neden suç işlemekten çekinir ki? Herkesin aynı vicdani değerlere, aynı ahlaki olgulara sahip olacağının düşünülemeyeceği açıkken, ortak değerlerin korunması için var olan kanunlar, bu değerleri çiğneyenlerin yaptıklarının karşılığında serbest bırakılmalarını sağlıyor. Hayvanlara karşı vicdani bir sorumluluk hissetmeyen birini işleyeceği suçun karşılığında bir ceza almak dışında ne durdurabilir?

 Madem insanların saldırdığı hayvanları koruyamıyoruz bari hayvanların saldırdığı insanları koruyalım desek de o konuda da aynı sorumsuzluk farklı şekilde karşımıza çıkıyor. “HAYVANLARI KORUMA KANUNU İLE TÜRK CEZA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN” ile saldırgan sayılabilecek Pitbull gibi birtakım cins köpeklerin üretimi ve sahiplenilmesi yasaklandı. Ancak insanlar için bir tehdit olan bu cins köpeklerin üretimine devam edenlere verilecek ceza yalnızca 10 bin TL. Her ne kadar görevli Asliye Ceza Mahkemesi Pitbull cinsi köpeği ile mağdurun kolunu yaralayan sanığa “silahla yaralama” suçundan ceza verse de yukarıda bahsettiğimiz “infaz” düzenlemelerinden anlayacağınız üzere kimse hapis yatmadı…

Sokaklarda başıboş dolanan ve kalabalıklaştıklarında doğaları gereği insanlar için tehdit arz edebilen, her türlü bakımı, kısırlaştırması, aşısı ve kontrolü yerel yönetimlerin sorumluluğunda olan köpeklerin neden olacağı bir yaralanmaya yahut ölüme karşı, halk sağlığını korumak ve toplumsal düzeni tesis etmek üzere yetkilendirilenlerin sorumluluğu da maalesef bulunmuyor. Kuduz aşısı yapılmayan bir köpek tarafından ısırılan ve maalesef bu nedenle hayatını kaybeden çocuğun ölümünde hiçbir sorumlu yok bu ülkede!   Avrupa’da yahut insan ve hayvan haklarının iyi korunduğu bir ülkede bir sokak hayvanının acımasızca şiddete uğramasının da bir insanın sokakta çete halinde dolaşan köpekler tarafından öldürülmesinin de sorumluları ve bu sorumlulara karşı cezası olacaktır. Tam da bu nedenle bu insanlık ve medeniyet dışı haberleri orada değil ülkemizde okuyoruz.

Bunca sorumsuzluk içinde ise durmadan birbirini yiyen, sosyal medya üzerinden sorunun esas kaynağına inmeden cebelleşen bir yığın insan söz konusu.

Adaletin sağlanamadığı bir ortamda herkesin herkes için adalet istemesi gerekirken her olayda olduğu gibi ikiye bölünerek birbirine saldıran bir halk. Esas sorumlulara, hem hayvanları hem insanları korumakla görevli olanlara karşı tek laf eden kimse gözükmüyor.

Anlaşılacağı üzere ülkemizde işlenen birçok suçun cezası olmadığı gibi yaşanan acı olaylardaki ihmallerin de sorumlusu yok. Kimsenin işlediği suçtan dolayı ceza almadığı, görevini yapmayanların ihmalleri sebebiyle sorumlu tutulamadığı bir ülke düşünün. Böyle bir ülke içinde düzen ve huzurdan bahsetmek mümkün olabilir mi?

Hayvanlar toplatılmalı mı, barınağa mı kapatılmalı, uyutulmalı mı yoksa kısırlaştırılmalı mı? Bu gibi soruların şu an için bir anlamı olduğunu sanmıyorum. Eğer bir gün suç işleyenlerin suçlarından, sorumluların ihmallerinden dolayı cezalandırılabildiği bir ülke olursak sokak hayvanlarına ilişkin bir sorunumuz kalmayacaktır.